Eğitim Şart ! Sina Kuseyri
Günümüzde hemen herkes tarafından yapılan bir espriyle başlamak istedim sözlerime ben de. Evet, eğitim gerçekten şart. Hem de ömür boyu süren gelişim ve öğrenme süreci içerisinde, sürekli bir eğitim.
Ülkemizde yaşayan insanların refah seviyesinin artması için, üretimin ve üretkenliğin (kişi başına düşen üretim) artması gerekmektedir. Ekonominin motoru olan endüstriyel üretim sektörü, hemen her ülkede olduğu gibi ülkemizde de, hem üretim artışı ve katma değer oluşumu, hem de geniş istihdam olanakları sağlaması açısından kritik bir öneme sahiptir. Diğer sektörler, esas olarak, bu sektör tarafından yapılan üretime destek olmak ve geliştirmek için varolagelmişlerdir. Çağdaş yaşamın olanaklarından tam olarak faydalanmak isteyen birey ve toplumların elektrik enerjisine, konutlara, ulaşım araçlarına, beyaz eşyaya, bilgisayarlara, iletişim cihazlarına, savunma sanayine, çeşitli gıda maddelerine, tarım makinalarına, mobilyalara, giyeceklere, içeceklere, çeşitli ilaç/kimyasal ve benzeri ürünlere ihtiyaçları vardır.
Doğal olarak bu ürünlerin üretilmesinde gerekli hammadde ve makine-ekipmanda ihtiyaçlar arasındadır.
Bu ihtiyaçlarını en verimli yöntem ve tekniklerle sağlayan toplumlar, diğer toplumlara göre,
daha iyi şartlarda yaşama olanağını bulmaktadırlar.
Globalleşen ekonomik sistem sonucunda, yukarıda bahsedilen mal ve ürünleri daha kaliteli ve ucuza üreten ülkeler, ürettikleri ürünleri diğer ülkelere de rahatça satabilmektedirler. Böylece refah seviyeleri daha da artmakta, yaptıkları üretimi diğer ülkelere satamayan ülkelerle aralarında yaşam standartı seviye farkı gitgide daha açılmaktadır. Tabi ki burada önemli olan husus, global pazarda göreceli olarak üstün olunan alanın sağladığı katma değerdir. En iyi uçak motoru yapan ülkede bu işten sağlanan katma değer, en iyi havlu yapan ülkeye göre, çok daha fazladır. Dolayısıyla, refah seviyesinin artması için, global pazarda göreceli olarak üstün olunan ve katma değeri yüksek ürünler üretebilmek gerekmektedir. Bir fark yaratamayan toplumlar, en fazla diğerlerinin yaptıklarını taklit edebilirler ve taklit ettikleri mal-hizmetler ve dolayısıyla taklitin aslını üreten ülkelerin, hem ekonomik hem de sosyokültürel anlamda gölgesinde kalmaya mahkumdurlar. Bu kısır döngü bir kez başladı mı işin içinden çıkılması güngeçtikçe daha da zorlaşır. Çünkü, bu ortamda yetişen insanların yaratıcılığı ve farklılık yaratma özelliği neredeyse tamamen tükenmekte, yalnızca gösterildiği şekilde ve kendinden bir şey katmadan üreten, yaşamı sadece öğretildiği kadarıyla algılayan bir insan topluluğuna dönüşmektedirler.
Çözüm nedir ? Başta bahsetmiştik : Eğitim şart ! Kastım yalnızca okullarla sınırlı kalan örgün eğitim değil elbette.
Endüstriyel üretim sektöründe farklılık yaratmak için gerekli insan gücünün yetiştiği teknik liseler ve üniversitelerde ülkemizin sosyoekonomik şartlarının elverdiği en iyi şartlarda eğitimi vermek mutlaka çok önemli. Maalesef bunu da yapamıyoruz. Bunun tipik bir göstergesi, lise mezunlarındaki işsizlerin genel liseler ve teknik liseler arasındaki dağılımıdır. DİE istatistiklerine göre, genel lise mezununa göre daha rahat iş bulması gereken teknik lise mezunlarının durumu hiç açıcı değildir. İşsizlik oranı hemen hemen aynıdır. Demek ki teknik liselerde ihtiyaç duyulan formasyonda teknik insanlar yetiştiremiyoruz. İşletmelerde bu durumu ben de gözlüyorum. Oysa sanayinin artık adam yetiştirmeye zamanı ve imkanı yok. İşe alınan insanın hemen üretime katkıda bulunması bekleniyor.
Üniversite mezunları için de benzer bir durum sözkonusudur. İşveren teknik elemanın farklı işlere hemen adapte olmasını ve en yüksek verimlilikte çalışmasını bekliyor. Otomasyon, modern üretim teknikleri ve teknolojik yeniliklerin, üniversite ortamında, hem teorik hem de pratik olarak ve tümüyle öğrencilere aktarılması beklenmemelidir. Üniversite eğitiminin kişilerin belirli bir alanda kendisini geliştirmesi için gerekli altyapıyı oluşturmak dışında bir iddiası yoktur. Kaldı ki ülkemizde bu altyapının bile, tüm üniversitelerde, tam ve sağlıklı olarak verilip verilmediği tartışma konusudur.
Üniversiteleri bize göre çok daha sağlıklı ve yeterli olan ülkelerde bile, eğitim işi yalnızca üniversitelere bırakılmamaktadır. A.B.D.'de, bir mühendise üniversite eğitimi için harcanan masrafların iki misli üniversite sonrasındaki eğitimi için harcanmaktadır. Avrupa ve Japonyada da benzer bir durum sözkonusudur. Japonyada, teknik bir personel, iş zamanının en az %15 ini şirket içi ve şirket dışı eğitimde geçirmektedir.
Sonuç ortadadır. Eğitimi bir yaşam biçimi olarak benimseyen ülkeler dünyada ekonomik ve siyasi üstünlüklerini yıllardan beri sürdürmektedirler.
O halde, ülkemizin bu kısır döngüden çıkmasının yolu bellidir. İnsan kaynaklarına yatırım yaparak, bilgili, düşünen, kendini geliştiren ve çalıştığı organizasyona kendisinden birşeyler katan işgücüne sahip olmak. Günümüzün rekabet şartlarında en güçlü silah budur. Sağlam finansman yapısı, en gelişmiş makine/ekipman, otomasyon sistemleri vs. gibi üstünlükler yalnızca vasıflı bir işgücünün elinde verimli ve uzun vadeli bir avantaj olabilir. Uzak olmayan bir gelecekte, ülkemizde de, insan kaynağına yatırım yapmayan şirketler birer birer pazardan çekilecek ve onların yerini üretkenliği daha yüksek ve robot gibi yalnızca söyleneni yapan değil, üretime kendisinden birşeyler katan personele sahip şirketler alacaktır.
Dolayısıyla, reel sektörün problemlerine en reel çözüm eğitimdir. Eğitimi bir yaşam biçimi haline getirmeyen insan, bir gün gelir tükenir. Kendisine ve etrafına faydalı olamaz. Eğitimi bir şirket kültürü haline getiremeyen kurumlar da gerekli yeniliklere ve değişimlere zamanında uyum sağlayamaz. Gün gelir pazarda rekabet edemez hale gelir ve yok olur.
Eğitim şart !
Sina Kuseyri |